Eurasianism

Siyasetten daha fazlası Avrasyacılık

Avrasyacılığın Batıcı modeli, sıkı sıkıya takip etmeyi reddetmesi, gelenekselcileri (Erbakan’ı ve arkasından gelen Erdoğan’ı) tatmin ediyordu; Avrasyacılığın “Ulusal ve kültürel kimliğini muhafaza ederek Batı’ya yönelmek” şeklinde yorumlanabilir olması, askeri çevreleri ve Kemalistleri kendine çekti. Avrasyacılık, Türk toplumundaki iki karşıt kutbu yani İslami ve laik kutupları birleştirmede ideal bir dünya görüşü oldu.”
Aleksandr Dugin, 2006

Dünyada taşların yerinden oynadığı, çatışmaların derinleştiği ve “nereye gidiyoruz” sorusunun sıkça sorulduğu bir dönemden geçiyoruz.

Sanayi devriminden bu yana dünyaya her anlamda hükmeden Anglosakson medeniyetinin yaşadığı çıkmaz ve krizi dünyaya yayarak bu çıkmazı aşma yolunu seçmesi, üzerinde yaşadığımız fakat aynı zamanda bizi sınırlayan “medeniyet” halısının ateş almasına neden oldu.

İnsanlığın Ön Cephesi Avrasya

Aleksandr Dugin, SSCB sonrasında Rusya’nın uluslararası arenada önemli siyasi aktörlerinden biri olarak öne çıktı. ABD’nin 1990’ların başında liberalizmin tek taraflı zaferini ilan ettiği günlerden bu yana dünyanın çok kutuplu bir yöne gitmekte olduğunu yazdı.

Bugün “Tarihin Sonu ve Son İnsan” gibi Batıcı tezler artık Batılı aydınlar tarafından bile itibar görmüyor. Herkes dünyanın kalbi Avrasya’daki gelişmeleri  çok daha dikkatle izliyor, bölgedeki büyük kamplaşmada yerini alıyor.

Avrasya bugün Suriye, Türkiye, Rusya, İran, Irak ve hatta Güney Çin Denizi’nde insanlığın geleceğinin çizileceği büyük mücadelelerin alanıdır.

AVRASYACILIK İDEOLOJİSİNİN KISACA AÇIKLANMASI

Avrasyacılık, ilk Rus mülteci dalgasının (1917 Rus Sosyalist devriminden sonraki göçmenler) ideolojik ve toplumsal politik hareketidir. Bu hareket, Rus kültürünün Avrupalı bir kültür olmadığını kabul eder. Rus kültürünün, dünya kültürleri arasında Batı ve Doğu kültürleri özelliklerinin eşsiz bir karışımı olduğunu, bu yüzden aynı zamanda, hem Batıya  hem de Doğuya ait olmakla beraber, gerçekte, ne Batı, ne de Doğu kültürü olduğunu iddia eder.

Bu hareketin temsilcileri, Rus ve dünya kültürü ve tarihinin en derin, metafizik problemlerine büyük ilgi göstermelerine rağmen, soyut düşünürler değildiler. Sadece felsefi (kültürel ve tarihsel) değil, somut insani bilimlere de meyilliydiler. Meselâ, Avrasyacılığın kurucuları olan filolog ve dilbilimci prens N.S.Trubetskoy (1890 — 1938), R.O.Yakobson ile beraber aynı zamanda  Prag dilbilgisi topluluğunun da kurucusuydu. P.N.Savitskiy (1895 — 1965), coğrafyacı ve ekonomist; P.P.Suvuçinskiy (1892-1985), müzik ve edebiyat eleştirmeni; G.V. Florovskiy (1893 — 1979), kültür tarihçisi, ilahiyatçı ve patroloji uzmanı; G.V.Vernadskiy (1877-1973), tarihçi ve jeopolitikçi; N.N.Alekseyev, hukukçu ve politoloji uzmanı, toplum tarihçisi; V.N.İlyin, kültür tarihçisi, edebiyat uzmanı ve ilahiyatçı idiler. Başlangıçta kültür tarihçisi, filolog, edebiyat tarihçisi Bitsilli de, Avrasyacılığa yakındı. Prens D.Sviatopolk-Mirskiy, sosyo-politik konuları işleyen yazar; Erenjen Hara-Davan, tarihçiydi. Adı geçen “klasik” Avrasyacılığın (1921-1929) temsilcilerinin her biri, kendi kültürel-tarihsel bilgi ve tecrübelerine (kültürel-tarihsel, coğrafi, politik-hukuki, filolojik, etnoğrafik, sanatbilimi v.b.) dayanarak, bunlara göndermeler yapıp, analiz ve genellemeler yaparak, Rusya ve dünya tarih ve kültüründeki Batı ve Doğu diyalektiğiyle ilgili tarih ve kültür felsefesi meselelerini ele alıyordu.

 

"BEN ÇOK KUTUPLU GLOBALLEŞME SÜRECINI DESTEKLIYORUM

2001 yılı Nisan ayı sonunda medya tarafından Rusya'da politik ve sosyal bir oluşum olan Avrasya Hareketi'nin kuruluş toplantısının yapıldığı haber verildi. Bu durum, Avrasyacılık'ın bütün kamuoyu tarafından benimsendiği ve siyasî bir güç haline geldiği manasına mı geliyor?

Bizde Avrasyacılık fikirlerinin yeni olduğunu söylemek yanlıştır. Yalnız bu etapta biz kendimize yakın olan entellektüel merkezleri ve politikacıları birleştirmek için çalışıyoruz. İş adamları, dünyanın gerçekleriyle tanıştıktan sonra daha önce ihmal ettikleri bazı işlemlerle karşılaşınca, çağdaşlaşmanın global kurallarını, görünmeyen dünya güçlerinin birbirlerini nasıl etkilediklerini merak etmeye başladılar. Bu bilgiler ticarette büyük önem kazandı. Bunlardan habersiz olanlar ise büyük gelir kayıplarına uğrayabilirlerdi. Bahsi geçen faktörler, Avrasyacılık hareketimizi, ekonomik, sosyal ve entellektüel alanlara yeni bir bakış açısı kazandıracak sosyal ve politik bir güç haline getirmiştir. Biz, "bakış açısı" prensibine dayanan bir siyasî hareketiz.

AMERİKA’NIN ÇÖKÜŞÜ KAÇINILMAZDIR

Amerika ile İrak arasında savaş uzun zaman sürmemiştir. Ama bu ABD’nin Pirr zaferi ve çöküşünün başlangıcıdır. Olanın anlamını kavramağa çalışmalıyız. Bağdat zaptedilmesiyle sona ermiş Amerikan-İrak savaşı, tek kutuplu dünya jeopolitiğinin tespit edilmesine yönelik ilk pratik yapılan adımdır. Biz görüyoruz ki, bu yolda ABD, güçlü Avrasya ülkelerinin ve ilk sırada Almanya, Fransa ve Rusya direnişiyle ilgili büyük problemlerle karşı karşıya geldiler.

Avrasyacılık ve Postmodern

Uluslararası Avrasya Hareketi’nin Kuruluş Kongremizi Melek Mikail günü arifesinde yapıyoruz. Bu sembolik bir şeydir. Ortodoks efsaneye göre Ulu Melek Mikail ve bütün manevi kuvvetlerin cemiasının günü denilen bayramın tarihi “9-uncu ayın 8-inci günü” olarak belirtilmiştir Eski çağlarda yein yıl Mart ayında  başlıyordu. Dokuzuncu ay melek rütbelerinin simgesidir (yani meleklerin hiyerarşisinde 9 rütbe vardır). Sekizinci gün ise Ortodoks ananesinde ebediliğin, “Zamanın Uzayına döneceği” ve azametli “Çağların Sonu olacağı” Canlanma’nın kutsal anının, bir de İsa’nın ikinci Gelişinin sembolüdür. 

Alman muhafazakar devrimci Arhtur Müller van den Bruk (unutulmamalıdır ki, avrasyacılık ta muhafazakar devrimciliğin bir akımıdır) kendi zamanda çok anlamlı sözleri yazmıştı: ‘Ebedilik muhafazakar tarafındadır’. Değerli Avrasyacılar, ebedilik tarafımızdadır. Monoteistik ananelerin tarihinde Ulu Melek Mikail çok önemli rölü oynar. O, melek ordularının, yani kötülük ruhlarıyla sürekli olarak savaşan iyliğin gök ordusunun amiridir. Bu büyük dramın zaman ötesi dikey eksenidir.

AVRASYACILIK FİKRİ, NİTEL UZAYDA

Bazı terimler, sık sık olarak kullanılmasından dolayı ilk anlamını kaybederler, tarihsel anlamını yitiriyorlar. “Sosyalizm”, “kapitalizm”, “demokrasi”, “faşizm” gibi kavramların anlamı muhteviyat açısından temel erozyonuna maruz kalmıştır. Kavramların adileştirilmesi işbu kavramları anlamsızlaştırıyor.

”Avrasyacılık” ve “Avrasya” kavramlarında da belirli bir belirsizlik vardır. Ama bu arada sebep bambaşkadır. Bu terimler fazla aşındırılmış değildir, onlara çok fazla yenidir, yepyenidir. Onlar ancak oluşturulmakta olan, ancak uygulanmağa başlayan siyasi lisana, ancak kurulmakta olan yeni fikri plana aittir. “Avrasyacılık” terimi canlıdır, sıkı olarak tespit edilmiş bir realiteyi değil, aktif ve dinamik bir süreci

ifade eder. Onun kesin ve tam anlamı tarihsel ve entelektüel uygulamaların neticesinde kazanılmakta ve dolayısıyla açık kalmaktadır, yani devamlı olarak kesinleştirilmesine, geliştirilmesine ve derinleştirilmesine muhtaç olmaktadır.

Türkiye’nin Avrasyacılık Stratejisi

Jeopolitik, dünya çapında uluslararası ilişkilerin, güçlerin stratejik bilançosunun ve uluslararası birliklerin ile ihtilafların tahlilinin yöntemi ve şeklidir. Bunun iki kısmı vardır: sabit kısım ve değişken kısımdır. Jeopolitik yönteminin sabit kısmı, Deniz medeniyeti (talassokrasi) ve Kara medeniyeti (tellurokrasi) arasında halledilmez ihtilafının var olduğunu kabul eder. Belirli bir tarihi anda Ana Deniz Gücü (XX. Asırın ikinci yarısından itibaren bu güç, şüphesiz olarak, ABD’dir) ve Ana Kara Gücü (son üç yüzyıl içinde bu güç, tabii ki, Rusya İmparatorluğu – SSCB – çağdaş Rusya) arasında ilişkiler ne olursa olsun, işbu ilişkilerin gelişmesi ana ihtilaf ile (kıtaların ulu savaşı ile) önceden karalaştırılmıştır. Bu durum, amiral Mahan’den Nicolas Speakman’a ve Zbignev Brzezinsky’ye kadar amerikan stratejistlerin tüm stratejik kuramları ve etütleri için esastır. Çağdaş Amerikan stratejistler, gerek yeni muhafazakarlar (R.Perle, M.Ledeen, R. Caigan, P.Wolfovitz), gerekse de yeni liberalciler ve yeni demokratlar, bu baz jeopolitik modelini kabul ederler ve Avrasya (Heartland) ile ilgili kendi politikasını izlerken hesaba alırlar. Bu vaziyet birleştirilen kapların sistemi gibidir: Deniz medeniyetinin (Atlantikçiliğin) bir bölgede geliri var ise, demektir, tam bu bölgede Kara medeniyetinin (Avrasyacılığın) gideri vardır. Bunun tersi de geçerlidir.

"Ben çok kutuplu globalleşme sürecini destekliyorum"

2001 yılı Nisan ayı sonunda medya tarafından Rusya'da politik ve sosyal bir oluşum olan Avrasya Hareketi'nin kuruluş toplantısının yapıldığı haber verildi. Bu durum, Avrasyacılık'ın bütün kamuoyu tarafından benimsendiği ve siyasî bir güç haline geldiği manasına mı geliyor?

Bizde Avrasyacılık fikirlerinin yeni olduğunu söylemek yanlıştır. Yalnız bu etapta biz kendimize yakın olan entellektüel merkezleri ve politikacıları birleştirmek için çalışıyoruz. İş adamları, dünyanın gerçekleriyle tanıştıktan sonra daha önce ihmal ettikleri bazı işlemlerle karşılaşınca, çağdaşlaşmanın global kurallarını, görünmeyen dünya güçlerinin birbirlerini nasıl etkilediklerini merak etmeye başladılar. Bu bilgiler ticarette büyük önem kazandı. Bunlardan habersiz olanlar ise büyük gelir kayıplarına uğrayabilirlerdi. Bahsi geçen faktörler, Avrasyacılık hareketimizi, ekonomik, sosyal ve entellektüel alanlara yeni bir bakış açısı kazandıracak sosyal ve politik bir güç haline getirmiştir. Biz, "bakış açısı" prensibine dayanan bir siyasî hareketiz.

Avrasyacılık fikri, nitel uzayda

“Avrasyacılık” terimi anlamını değiştiriyor.

Bazı terimler, sık sık olarak kullanılmasından dolayı ilk anlamını kaybederler, tarihsel anlamını yitiriyorlar. “Sosyalizm”, “kapitalizm”, “demokrasi”, “faşizm” gibi kavramların anlamı muhteviyat açısından temel erozyonuna maruz kalmıştır. Kavramların adileştirilmesi işbu kavramları anlamsızlaştırıyor.

”Avrasyacılık” ve “Avrasya” kavramlarında da belirli bir belirsizlik vardır. Ama bu arada sebep bambaşkadır. Bu terimler fazla aşındırılmış değildir, onlara çok fazla yenidir, yepyenidir. Onlar ancak oluşturulmakta olan, ancak uygulanmağa başlayan siyasi lisana, ancak kurulmakta olan yeni fikri plana aittir. “Avrasyacılık” terimi canlıdır, sıkı olarak tespit edilmiş bir realiteyi değil, aktif ve dinamik bir süreci

ifade eder. Onun kesin ve tam anlamı tarihsel ve entelektüel uygulamaların neticesinde kazanılmakta ve dolayısıyla açık kalmaktadır, yani devamlı olarak kesinleştirilmesine, geliştirilmesine ve derinleştirilmesine muhtaç olmaktadır.

RUSYA, DEMOKRATİK IMPARATORLUK

Tarih zaman zaman apaçık gözüken yolundan 180 derece ile dönebilir. Dün hemen hemen her şey bes belli idi, yarın da bu şeylerin çoğuna çok farklı bakmak zorundasın. Dolayısıyla şu suali sormak münasiptir: yeni yüzyılda Rusya ne olacaktır? Veya: bu ülke gerçekten lazım mı, lazım ise, kime lazımdır ve ne olarak lazımdır?

Rusya en başlangıçta imparatorluğa benziyordu. Çeşitli kabile ve halkları birleştiriyordu. Fakat bu halklar tek biçimli nüfusa dönmedi. İlk Rusya prensi Rürik zamanından şu ana kadar Rus’ - Rusya - SSCB – Rusya Federasyonu çok milletli bir devlettir. Tek bir millet, yani homojen kültür, politik, dil, sosyal birlik meydana çıkamadı. Bu, bütün imparatorlukların prensibidir – tek stratejik alan, üst seviyede entegrasyon, alt seviyede ise etnik ve kültürel çeşitlilik.

Modern asrın mantığıyla bu özelliği şöyle anlamak zorundaydık: imparatorluklar geleneksel toplulukların en eski formlarıdır. İmparatorluklar dağılınca yerlerinde milli devletler çıkıyor. Milli devlet değirmenlerinde milletler toza dönerek meydana tek biçimde vatandaşlar çıkıyor. Daha sonra bu milli devletler sosyal sınıf ve dinsel kurumlardan vazgeçip – bir anda veya aşama aşama olarak – burjuvazi devletleri oluyorlar. Zaman geçerken burjuvazi devletleri, devlet prensibinden toplum prensiplerine geçiyor. Sonuçta devlet tam olarak sosyal toplumu içinde eritiliyor – açık topluluk şartlarında.

Türkiye’nin Avrasyacılık Stratejisi

Jeopolitik, dünya çapında uluslararası ilişkilerin, güçlerin stratejik bilançosunun ve uluslararası birliklerin ile ihtilafların tahlilinin yöntemi ve şeklidir. Bunun iki kısmı vardır: sabit kısım ve değişken kısımdır. Jeopolitik yönteminin sabit kısmı, Deniz medeniyeti (talassokrasi) ve Kara medeniyeti (tellurokrasi) arasında halledilmez ihtilafının var olduğunu kabul eder. Belirli bir tarihi anda Ana Deniz Gücü (XX. Asırın ikinci yarısından itibaren bu güç, şüphesiz olarak, ABD’dir) ve Ana Kara Gücü (son üç yüzyıl içinde bu güç, tabii ki, Rusya İmparatorluğu – SSCB – çağdaş Rusya) arasında ilişkiler ne olursa olsun, işbu ilişkilerin gelişmesi ana ihtilaf ile (kıtaların ulu savaşı ile) önceden karalaştırılmıştır. Bu durum, amiral Mahan’den Nicolas Speakman’a ve Zbignev Brzezinsky’ye kadar amerikan stratejistlerin tüm stratejik kuramları ve etütleri için esastır. Çağdaş Amerikan stratejistler, gerek yeni muhafazakarlar (R.Perle, M.Ledeen, R. Caigan, P.Wolfovitz), gerekse de yeni liberalciler ve yeni demokratlar, bu baz jeopolitik modelini kabul ederler ve Avrasya (Heartland) ile ilgili kendi politikasını izlerken hesaba alırlar. Bu vaziyet birleştirilen kapların sistemi gibidir: Deniz medeniyetinin (Atlantikçiliğin) bir bölgede geliri var ise, demektir, tam bu bölgede Kara medeniyetinin (Avrasyacılığın) gideri vardır. Bunun tersi de geçerlidir.

Doğal kaynakların metafiziği ve jeopolitiği

Doğal kaynakların ekonomisi konusu üzerine genellikle biraz sıkılıp utanarak konuşulur. Bu tipik bir yaklaşımdır, çünkü çağdaş insan için tabiat çok yabancı, bilinç ötesi derinliklerinde saklanılmış bir şey olmuştur, dolayısıyla bunun hakkında açık dille konuşmak bir sebepten dolayı kabul edilmez sayılır. Ekonomi teorisi ile silahlanmış çağdaş teknolojik insan için teknosfer onun tabii çevresidir. Tabiat ve özellikleri için herhangi anılması ise çoktan beri yenilmiş atavizmin rahatsız eden sesi gibi kabul edilir. Ekonomi teorisinde tabii kaynakların konusu, bilinç altı araştırmalarının konusuna benzeridir: rasyonel fikir için bilinç ötesi can sıkıcı bir konudur. Rasyonalizm bilinç ötesi sorunlarından kaçınmaya çalışır. Aynı şekilde tabii kaynakların değerlendirilmesi, ve özellikle onların açığı ve tüketilebilirliği konusu, insan ekonomik fikrini, total dijital virtualizasyon dünyasında hazır bulunduğunu beyan eden tabiatın hoş olmayan gerçeklerine döndürmektedir.

Avrasyacılık ve Postmodern.

Uluslararası Avrasya Hareketi’nin Kuruluş Kongremizi Melek Mikail günü arifesinde yapıyoruz. Bu sembolik bir şeydir. Ortodoks efsaneye göre Ulu Melek Mikail ve bütün manevi kuvvetlerin cemiasının günü denilen bayramın tarihi “9-uncu ayın 8-inci günü” olarak belirtilmiştir Eski çağlarda yein yıl Mart ayında  başlıyordu. Dokuzuncu ay melek rütbelerinin simgesidir (yani meleklerin hiyerarşisinde 9 rütbe vardır). Sekizinci gün ise Ortodoks ananesinde ebediliğin, “Zamanın Uzayına döneceği” ve azametli “Çağların Sonu olacağı” Canlanma’nın kutsal anının, bir de İsa’nın ikinci Gelişinin sembolüdür. 

Alman muhafazakar devrimci Arhtur Müller van den Bruk (unutulmamalıdır ki, avrasyacılık ta muhafazakar devrimciliğin bir akımıdır) kendi zamanda çok anlamlı sözleri yazmıştı: ‘Ebedilik muhafazakar tarafındadır’. Değerli Avrasyacılar, ebedilik tarafımızdadır. Monoteistik ananelerin tarihinde Ulu Melek Mikail çok önemli rölü oynar. O, melek ordularının, yani kötülük ruhlarıyla sürekli olarak savaşan iyliğin gök ordusunun amiridir. Bu büyük dramın zaman ötesi dikey eksenidir.

Avrasyalılık vektörü ve Türkiye jeopolitiği

Jeopolitik yönteminin esası, birbirine uyuşmaz iki güç modelleri – kara gücü ve deniz gücü – arasındaki temel ikiciliğidir. Bu ikiciliği göze almadan jeopolitik hakkında konuşmak tamamen  anlamsızdır. Bu tür konuşmalar, gravitasyon kanunu kabul etmeden klasik fizik konuları üzerine konuşmalara benzeri olacaktı. Uzmanlar için bu durum bellidir, ama “jeopolitik” sözünü TV yorumcularından işiten basit halk için bu yeni keşif olabilir. «Jeopolitik esasları» adlı işbu ders kitabının görevi, bu konuyu açıklığa kavuşturmaktır. Jeopolitik yönteminde kara-deniz muhalefeti, bilgisayar teknolojisinde kullanılan 0-1 ikili koda dijital bölmeye çok benzeridir.  

Bunu aksiyom olarak kabul ederek, biz jeopolitik tahlilinin okyanusuna giriyoruz. Bu tahlil her kademede daha karmaşık olur.

 

Sayfalar