‘PKK’yı terör örgütü olarak tanıyabiliriz’

Bu görüşme gerçekten çok önemliydi, umarım ilişkilerimizde önemli ve dönüm noktası olmuştur. Çünkü bugün, herkesin ABD'nin Afganistan'dan çıktıktan sonra dünyanın önde gelen gücü olamayacağını kabul ettiği bir durum gerçekleşti. Bu da Batı'nın hegemonyasına sahip tek kutuplu dünyanın kesin ve geri dönülmez bir şekilde sona erdiği ve çok kutuplu dünya düzeninin ortaya çıktığı anlamına geliyor. Ve bu çok kutuplu dünya düzeninde Rusya ve Türkiye, Moskova ve Ankara iki birliği temsil ediyor. Rusya ve Çin zaten tamamen onaylanmış ve organize birlikler, ancak Türkiye, İran, Pakistan ve İslam dünyasındaki diğerlerinin, bir İslami birlik daha oluşturmaya çok yakın olduklarını ve Türkiye'nin burada başrol oynadığını düşünüyorum. Bu çok kutuplu toplantı belki de modern tarihte ilk defa Rus lider ile Türk liderin tam bağımsızlık bağlamında farklı bloklara bağlı sadece ulusal devletlerin değil, deyim yerindeyse “imparatorlukların iki egemen hükümdarı” olarak bir araya gelmesi demekti.

Kırım ve Kıbrıs liderlerin gündemine girdi

“Soçi’deki Erdoğan-Putin görüşmesi, Türkiye ve Rusya arasındaki ilişkiler bağlamında çok önemli. En önemlisi ise Erdoğan ve Putin, çok kutuplu dünyanın Batı hegemonyasını reddettiği koşullarda buluşmuştur. Şu anda tek kutuplu değil çok kutuplu dünyada yaşıyoruz. Yaşadığımız çok kutuplu dünyada, Türkiye ve Rusya bağımsız iki egemen kutbu temsil ediyor. Erdoğan ve Putin, ülkelerinin çıkarlarının olduğu etki alanlarını belirlemeli. Bu stratejik bir buluşmalıydı. Rusya ve Türkiye arasında, gelecekte stratejik prensiplerin belirlenmesi için önemli bir toplantıydı. Toplantı boyunca zorlu ve karmaşık konular konuşuldu: İdlib ve Suriye’nin kuzeyindeki 'Kürdistan', Türkiye'nin olası bir Fırat operasyonu, Libya meselesi... Ve tabi çok net olan Türkiye ve Rusya’nın Karabağ’daki ortak başarısı da konuşuldu. Bu yüzden bu toplantı tarihi bir toplantıdır. Her noktada ortak kararlar alınmasa bile, ana konularda berraklaşma oluşmuştur.”

Azerbaycan zaferinde Moskova'nın rolü

Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ toprakları üzerindeki kontrolü yeniden sağlamasından sonra analizciler, hem Kafkasya bölgesinde hem de daha geniş olarak Orta Asya'da Türkiye’nin giderek artan etkinliğini fark etmeye başladılar. Erdoğan, Türk devletlerindeki varlığını yeniden güçlendirmeye başladı, Gürcistan'daki Türk çıkarlarını öne sürmeye başladı, gözünü nüfusun önemli bir bölümünün Türk kökenli (Afgan Özbekleri) olduğu Afganistan'a dikti.
Ancak, bu tür eğilimlerin neo-Osmanlıcılığa uymadığını da belirtmek gerekir. Söz konusu bölgelerin çoğu hiçbir zaman Osmanlı İmparatorluğu'nun bir parçası olmadı. Soğuk Savaş döneminde Pan-Türkizm ve Pan-Turanizm, bir NATO ülkesi olan Türkiye'de ABD tarafından suni olarak desteklendi. Erdoğan'ın giderek daha egemen ve bağımsız siyasetler izlemeye başladığı son on yılda, Pan-Türkizm önemli ölçüde zayıfladı. Ve günümüzde bunun tekrar canlandığının belirtilerini görüyoruz. Ama şimdi Türkiye hakkında yayılmak istenen korkudan farklı bir bağlamda. Bu, artık Türkiye'yi kıta Rusya'sına karşı büyük bir oyunda kullanan Batı'nın baskısı değil, Erdoğan'ın kişisel inisiyatifidir.

Afganistan: jeopolitiğin zaman çizelgesi

Önümüzdeki on yılda Afganistan'da ne olacak? En ilgi çekici şey budur. Tek kutuplu bir konfigürasyonda, Birleşik Devletler bu kilit jeopolitik bölge üzerindeki kontrolü elinde tutamadı. Bu, geri dönüşü olmayan bir gerçektir. Şimdi çok şey, ABD ve NATO için, sosyalist kampın çöküşüne benzer bir şekilde, zincirleme bir dağılma sürecinin başlayıp başlamadığına ya da ABD'nin hala küresel ölçekte tek bir güç olmasa bile yine de kritik bir güç potansiyeline sahip birinci oyuncu olup olmayacağına bağlı.

Büyük Yeniden Başlatma ve Büyük Uyanış

Böyle bir durumda, “Büyük Uyamş”m taraftarları küreselleşmeye karşı nasıl bir ayaklanma yapacaklar? Herhangi bir kaynağa sahip olmadan dünya elitiyle etkili bir şekilde nasıl yüzleşilir? Hangi silah kullanılmalı? Hangi strateji izlenmeli? Üstelik hangi ideolojiye güvenmek gerekir? Çünkü dünyanın dört bir yanındaki liberaller ve küreselciler birleşmiş ve ortak bir fikre, ortak bir hedefe ve tek bir çizgiye sahipler. Muhalifleri ise sadece farklı toplumlara değil, aynı toplumda bile dağılmış durumda. Ve elbette, muhalefet saflarındaki bu çelişkiler, iktidardaki elitler tarafından daha da şiddetlendirilir. Bu nedenle Müslümanlar Hıristiyanlara, solcular sağıcılara, AvrupalIlar Ruslara veya Çinlilere karşı kışkırtılıyor. Ama “Büyük Uyanış” bu yüzden değil, tüm bunlara rağmen gerçekleşiyor. Liberallere karşı insanlığın kendisi, eidos olarak insan, genel olarak insan, kolektif bir kimlik olarak insan ve hemen tüm biçimleriyle (organik ve yapay, tarihî ve yenilikçi, Doğu ve Batı) ayaklanıyor. 

ABD'deki seçim değil iç savaşın ilk aşaması

Her şey mevcut ABD Başkanı Donald Trump'ın beklenmedik bir şekilde 2016 yılında iktidara gelmesiyle değişti. Amerika'da onun gelişi tamamen olağanüstü bir şeydi. Trump'ın seçim kamanyası, küreselciliğe ve Amerikan elitlerine yönelik eleştiriler üzerine inşa edilmişti. Başka bir deyişle Trump, Cumhuriyetçi partisinin neo-muhafazakar kanadı da dahil olmak üzere iki partili konsensüsa doğrudan meydan okudu ve…. kazandı. Elbette, Trump'ın 4 yıllık başkanlığı, Amerikan politikasını bu kadar beklenmedik bir şekilde tamamen elden geçirmenin imkansız olduğunu gösterdi ve Trump, neo-muhafazakar John Bolton'u Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak ataması da dahil olmak üzere birçok taviz vermek zorunda kaldı. Ama ne olursa olsun, en azından kısmen de olsa kendi çizgisini takip etmeye çalışıyordu ve bu küreselcileri öfkelendiriyordu. Böylece Trump, iki ana Amerikan partisi arasındaki ilişkilerin yapısını önemli ölçüde değiştirdi. Onun yönetiminde Cumhuriyetçiler, erken GOP'un karakteristik özelliği olan Amerikan milliyetçiliğine geri döndüler, bu nedenle "America first! " veya "Let’s make America great again!" sloganları ortaya çıktı. Bu, Trump ile Hillary Clinton arasındaki rekabetten başlayarak, aslında Trump'a ve onu destekleyen herkese gerçek bir savaş (siyasi, ideolojik, medya, ekonomik vb.) ilan eden Demokratların radikalleşmesine neden oldu. 4 yıldır bu savaş bir an bile durmadı ve bugün, yeni seçimlerin arifesinde, doruk noktasına ulaştı. 

Kuşak ve Yol Girişimi: Avrasya’nın Yolu

Aydınlanma döneminde Batı; ilerleme, materyalizm, teknoloji, kapitalizm, bencillik ve ateizm gibi yanlış düşüncelere dayalı tamamen yapay bir uygarlığa dönüştü. Bunun adı Aydınlanma idi – Lucifer gururu, Cennete karşı yapılan savaş–.10 Bu süreç Batı’nın yayılmacı sömürgeciliğine denk geliyor. Sömürgecilik, aynı hastalığın küresel ölçekteki bir tür yansımasıydı. Hiçbir uygarlık hayatın maddi yönü için Batı kadar yoğun çaba sarf etmemiştir. Çinliler, barutu çok eskiden keşfettiler ancak bunu çok güzel havai fişek yapmak için kullandılar. Bir tür kültürel ve sanatsal bir olaydı. Aynı barutu Avrupalılar keşfettiğinde, anında birbirlerini ve başka insanları öldürmeye başladılar. Batı egemenliği bir hastalık üzerine kuruludur, dolayısıyla modernist Batı uygarlığını bir patoloji olarak görmemiz gerekmektedir.

 

Libya'da Fransa'ya karşı Türk-Rus işbirliği

Türkiye’yle Rusya’nın Libya’da stratejik yönelimlerinin ayrıştığı noktalar olmasına (Rusya Tobruk hükümetine daha fazla meyilli), bununla birlikte Rusya ve Fransa’nın Hafter’e ortak desteğine rağmen Moskova ve Paris arasında da uzlaşmaz çok sayıda çelişki söz konusu. Türk birliklerinin hemen Libya’dan çıkmasını ve Sarac’a desteğine son vermesini talep eden aynı Macron, sözde “Rus paralı askerlerinin” de (ki varlıkları kesin olarak kanıtlanamamıştır) ülkeyi terk etmesini istemektedir.
Liberal küreselleşmeci hegemonyanın ideologlarından biri olan Levy’nin oldukça etkisi altında bulunan Macron, iki ülkenin de hangi güçleri desteklediklerine bakmaksızın Türkiye ve Rusya’yı düşman olarak hedef almaktadır. Türkiye ve Rusya, çok kutuplu dünyadan, egemenliğin güçlendirilmesinden yana ülkelerdir ve bu sebeple küreselleşmecilerin (özellikle yeni, Avrupa sürümünün) önündeki en önemli engellerdir.

Çok kutuplu dünyanın şehidi Kasım Süleymani ve Büyük Kıtalar Savaşı’nın yeni coğrafyası

Islami devrim Muhafız Birlikleri’nin Kudüs Özel Kuvvetleri Komutanı General Kasım Süleymani’nin 3 Ocak 2020’de Amerikan füzeleri ile öldürülmesi, Orta Doğu’daki dengelerin şekillenmesinde tamamen yeni bir durum olduğunu
işaret eden önemli bir andı.
Orta Doğu’nun, dünya jeopolitiğindeki küresel yönelmelerin aynası olmasıyla aynı ölçüde
, bu olay da bütün olarak dünya düzenini etkileyen daha da büyük bir boyuta sahipti.
Birçok gözlemcinin, Suriye ve Irak’ta IŞİD’e karşı verilen mücadelenin kahramanı
olan General Süleymani’nin ölümünü, Üçüncü Dünya Savaşı’nın ya da en azından
ABD’nin İran’a karşı vereceği savaşın başlangıcı olarak yorumlaması bir tesadüf değildir.
İran’ın 8 Ocak 2020’de Irak’taki iki Amerikan askeri üssüne düzenlediği füze saldırısı
da bu analizi doğrulamaktadır: Süleymani’nin ölümü “son savaşın” başlangıç
noktasıdır.

Gelecek için bir atılım: Afrika

Afrika kıtası, bugün hep daha fazla ilgi odağı oluyor. Bir yandan açlığın ve yoksulluğun yaşandığı, hayatını sürdürmek için en ilkel araçlara bile ihtiyaç duyulan insanlığın bu fakir bölgesi, Avrupa’yı ve dünyanın diğer refah bölgelerini kaplayan bir göç dalgası yaratıyor. Diğer yandan Afrika, sayısız doğal zenginliklerin kaynağı, yüksek demografik yapıya ve hala değerlendirilmemiş toplumsal ve kültürel imkânlara sahip bir bölge.

ABD yönetimi içinde görüş ayrılığı olmasına rağmen 15 Temmuz'un ardında CIA vardı

Burada öncelikli olarak önemli olan Türk Ordusu’nun pozisyonu. En başından bu yana aslında çok açık bir durum söz konusu. Tüm yanlış anlaşılmalara rağmen tamamen sahte bir dava olan Ergenekon davasının oluşumunda FETÖ ve CIA gibi küresel güçlerin parmağı vardı. Önceden ordunun yapısının Erdoğan’ın lehine olmadığını söylemek gerekir. 15 Temmuz’daki askeri bir darbe girişimi değildi sadece ordu içindeki küçük bir kesimin Türkiye’deki kalkışmasıydı. Darbeciler ne vatansever ne Kemalist’ti. Tamamen FETÖ ile CIA’nin etkisi altındaki bir kesimden oluşuyordu. Bu kalkışma Amerikan hükümetinin rejim değişikliği üzerine tasarlayıp onayladığı bir kalkışma değildi. ABD’nin yapısı içinde küresel yapılar üzerine kafa yoran bir kuruluşun girişimiydi diyebiliriz. Çünkü Trump’tan önce ABD yönetimi birleşik bir anlayışa sahip değildi. O dönem ABD yönetimi içinde küreselci-milli çatışması ve rekabeti söz konusuydu. Darbe girişiminin ardında CIA’nin küreselci parçasının olduğunu söyleyebiliriz. Bildiğim kadarıyla ABD’de de bu konuda ciddi görüş ayrılıkları oldu ve belki de bu yüzden darbe girişimi Erdoğan tarafından daha kolayca bastırılabildi. Kısacası Birleşik Devletler Türkiye’de rejim değişikliği konusunda birleşik bir fikre sahip değildi. FETÖ, CIA yapısı içindeki tekil bir fraksiyon tarafından harekete geçirildi. Bu ekip ayrıca Türkiye’de bir dönüşümü öngörüyor ve bağımsız Kürt devletinin varlığını savunuyorlardı.  Fakat bu plan ABD yönetimi içindeki tüm taraflarca kabul görmedi. Ama şunu da söylemek gerekir. Türkiye’de darbenin gerçekleşmesini isteyip de bunu göremeyenler Amerikan seçimlerinde Trump’ın seçilmesini istediler ve onu desteklediler. Bunun en büyük nedeni Trump’ın Erdoğan’ı sevmemesi kadar, Türk ve İslam karşıtı olması ve genel manada Büyük Ortadoğu Projesi fikirlerini paylaşmamasıydı.

 

İşte Rusya'nın İdlib teklifi

İdlib sorunu aşılınca bütün dikkatler kuzeydoğuda toplanır ve eğer ortak bir konum belirlenirse ne hukuki ne askeri şekilde hiçkimse Suriye trajedisinin nihai çözümünün ve Suriye’nin toprak bütünlüğünün yeniden tesisinin önünde duramaz.

Üstelik tam da o zaman savaş sonrası geleceğin projesi oluşturulur ve böyle bir proje Suriye’deki kanlı iç savaşa yol açanlar, yani Arap dünyasını kana boğmaya çabalayan küreselci stratejistler ve İsrail dışındaki tüm güçlerin işbirliğine açık olur.

Bu nedenle barışa giden yolda ve Suriye’nin kurtuluşunun önünde en büyük engel İdlib’dir.

Eğer Türkiye’de bir kısmını bölücü Kürtlerin oluşturduğu liberal Batıcı muhalefetin saldırıları altında daha zayıf bir konuma düşen Erdoğan konunun ciddiyetini anlar ve mantıklı bir karar alıp Türkiye’nin güdümündeki silahlı gurupları Şam ve Moskova’nın kesin af garantisi karşılığında silah bırakmaya davet ederse, bu sorun gayet kolay çözülür.

 

Çok kutuplu dünya yapısı içinde Türkiye

Nüfusunun çoğunluğu Müslüman bir ülke olan Türkiye, Arap ve İran kültüründen ayrışıyor. Türkiye, kendine özgü geniş bir medeniyet alanı olarak birkaç geleneği bünyesinde toplamış durumda: İlk Göktürk Kağanlığı’ndan Gök Orda’ya kadar Türk Turan devletleri, İslam halifeliği, Bizans İmparatorluğu, Osmanlı İmparatorluğu ve Kemalist Devrim. Bu geleneklerin kesişmesi Türkiye’yi yarattı. Bu sebeple çok kutupluluk bağlamında Türkiye, çok önemli bir rol oynayabilir, öyle ki, kısmen Avrasya uygarlığına, kısmen İslam uygarlığına, kısmen de Avrupa uygarlığına aittir. Bu, Ankara’ya çok geniş imkânlar sunuyor, Avrasya ittifakının ve İslam dünyasının önde gelen kutuplarından biri olma şansını veriyor. Bununla birlikte Türk-Rus ittifakı, Batı karşısında Türkiye’nin konumunu sağlamlaştırıyor. Suriye krizi sırasında Rusya’yla sağlanan koordinasyon, iki ülkenin ortak hareket ettiği zaman yakalayabileceği başarıları gösteriyor. Avrasya’nın ekonomik açıdan sunduğu fırsatlar da Türkiye açısından hayati önem taşıyor. Bu sebeple çok kutuplu dünya Türkiye için her anlamda bir güvencedir.

Dugin'in Suriye'ye son saldırı analizi

Saldırılar Rusya ve İsrail arasındaki ilişkileri bitiriyor. Saldırıları başından beri fiştekleyen Telaviv’in Bolton üzerindeki umutları suya düştü. İran ve Hizbullah hedef alınmadı. Riskli bir oyun oynadı İsrail ve kaybetti, şimdi bedelini nicelik ve niteliksel olarak ödeyecek. Moskova’daki Putin’e sadık ve yakın İsrail lobisi onu içeride destekleyip, dışarıda İran ile ilişkilerine kesmeye çalışıyordu. Artık o lobi faal olamayacak. Rusya, İsrail’in düşmanları ile ilişkilerini güçlendirecek. En önemlisi de İsrail, ABD ve Batı kampında Rusya’ya düşmanlığın öncülüğünü ve kışkırtıcılığını yaparken far ışığına yakalandı. Bu dikkatle not edilmiştir.

Rusya’nın Ortadoğu politiği

ncelikle az ya da çok ama Rusya’nın Türkiye ve Ortadoğu’ya bakışında bir değişim olduğunu söylemem gerekir. Bu değişimin dinamiklerini doğru okumanın Türkiye’nin Ortadoğu politikasını daha etkin yürütmesine katkı sağlayacağını düşünüyorum. Artık güney komşumuz olarak Rusya var. Ve daha uzun yıllar komşumuz olarak kalacağını düşünmek yanlış olmayacaktır. Aslında Avrupa için olduğu kadar Rusya için de Türkiye-İran hattı aşılmaması gereken son sınırdır. Bu sınırın aşılması Hazar havzasını ve müteakiben Rusya ana karasını istikrarsızlaştırmanın yolunu hızla açabilir. Rusya bunu çok iyi biliyor. Tabii ki diğer küresel ve bölgesel aktörlerle ilişkilerini de bu kapsamda ve uzun süreli olarak dizayn etmeye çalışıyor. S-400 füze sisteminin alımıyla daha ileri seviyeye taşınan Türk-Rus ilişkileri bölgede kalıcı istikrar etkisi oluştururken, Rusya’nın Suriye’de konuşlandırdığı S-400 sistemlerine rağmen İsrail’in zaman zaman Suriye içlerindeki bazı yerleri savaş uçakları ile vurabilmesi birtakım soruları da gündeme getiriyor.

Çözüm: Ankara-Moskova-Tahran Ekseni

Söyleşimizin sonunda Prof. Dr. Aleksandr Dugin’e bazı isimler ve terimler söyledik ve kendisine anında neyi çağrıştırdığını birkaç kelimeyle ifade etmesini istedik:

Gorbaçov: İhanet, cehennem, aptallık, casusluk, hile, akılsızlık, çürümüşlük, iblis.
Stalin: Güç, kudret, büyüklük, hayır ve şer, derinlik, düalizm, devasalık, korku, hayranlık.
Putin: İmkân, kapıların açılması, kurtuluş, yarım kalmışlık, dönemeç.
Atatürk: Kurucu, asker, ata, muzaffer, irade, güç, millet, devlet kurmak.
Devrim: Yükseliş, açılım, tırmanış, ebedi dönüş, çürüyenin yıkılışı, üstün düşüşü, filizlerin özgürleşmesi, yaşamın ölüme karşı zaferi.
Liberalizm: Yalan, çözülme, kimliğin kaybolması, yapay zekâlı makinaların insanın yerine geçmesi, geleneklerin kaybolması, cehennemim ideolojisi, beterin beteri, iblis.
Kırım: Rus devlet yapısının beşiği, kutsal toprak, Türkiye ve Rusya arasındaki Avrasya köprüsü, Rusya’nın ayrılmaz parçası.

Prof. Aleksandr Dugin'den Türkiye'ye uyarı: ABD yüklenecek B planı yapın

Türkiye’yi 15 Temmuz darbe girişiminden bir gün önce “Orduda hareketlilik var” diye uyaran Rus filozof Prof. Aleksandr Dugin, Gazete Habertürk'ten Nalan Koçak'a konuştu

KIMI “Putin’in başstratejisti -hatta beyni-”, kimi “Rus dış politikasının mimarı” diyor. Foreign Policy Dergisi’ne göre Putin, Erdoğan ve Trump’ı birbirine bağlayan adam... “Kim bu?” dediğinizi duyar gibiyim. Prof. Dr. Aleksandr Dugin’in ta kendisi. Türkiye, Dugin ismini jet krizi ve darbe girişimi nedeniyle duydu. Türkiye’yi darbeden bir gün önce “Orduda hareketlilik var” diye uyardığı herkesin malumu. Peki 40’tan fazla kitap yazan, Uluslararası Avrasya Hareketi’nin liderliğini yapan bu filozof kim? Yukarıda sıraladıklarımızın hangisi? Ve neden Türkiye’yle yakından ilgileniyor? Yanıtlar için Dugin’e ulaştık. Rus stratejist, Türkiye’yi yeniden uyardı ancak bu kez darbe değil ABD’den geleceğini iddia ettiği ekonomik yaptırımlara karşı...

- Resmi göreviniz yok. Sizi nasıl tanımlamalıyız? Putin’in danışmanı mı, yoksa stratejistlerinden biri mi?

Önce filozofum. Etki yaratmanın en iyi yolu fikirler. Hükümetle de bu fikirler aracılığıyla bağ kuruyorum.

Siyasetten daha fazlası Avrasyacılık

Avrasyacılığın Batıcı modeli, sıkı sıkıya takip etmeyi reddetmesi, gelenekselcileri (Erbakan’ı ve arkasından gelen Erdoğan’ı) tatmin ediyordu; Avrasyacılığın “Ulusal ve kültürel kimliğini muhafaza ederek Batı’ya yönelmek” şeklinde yorumlanabilir olması, askeri çevreleri ve Kemalistleri kendine çekti. Avrasyacılık, Türk toplumundaki iki karşıt kutbu yani İslami ve laik kutupları birleştirmede ideal bir dünya görüşü oldu.”
Aleksandr Dugin, 2006

Dünyada taşların yerinden oynadığı, çatışmaların derinleştiği ve “nereye gidiyoruz” sorusunun sıkça sorulduğu bir dönemden geçiyoruz.

Sanayi devriminden bu yana dünyaya her anlamda hükmeden Anglosakson medeniyetinin yaşadığı çıkmaz ve krizi dünyaya yayarak bu çıkmazı aşma yolunu seçmesi, üzerinde yaşadığımız fakat aynı zamanda bizi sınırlayan “medeniyet” halısının ateş almasına neden oldu.

ABD PYD’yi kullanıyor

15 Temmuz kanlı darbe girişimi ve Ankara-Moskova diyaloguna ilişkin de çarpıcı açıklamalarda bulunan Dugin, “FETÖ amacına ulaşsaydı Türkiye işgal edilecekti” dedi.

Çok yakın bir zamanda Erbil’e gerçekleştirdiğiniz ziyaretle başlayalım… Türkiye’de ‘manidar’ bulanlar oldu. Bu ziyareti, Rusya’nın Kuzey Irak’ın bağımsızlık referandumuna destek olarak ele alabilir miyiz?

Ben Ortadoğu jeopolitiğiyle ilgilenen biriyim. Bölgede barışa katkıda bulunan tüm aktörlerle görüşürüm. Eğer durumdan azade durursak, İsrail veya ABD’li güçler Kürtleri kullanacaklar.

İsrail ve ABD ‘Kürtleri’ nasıl kullanacak?

Onları manipüle ederek Suriye’yi, Türkiye’yi ve İran’ı yıkacaklar. Fakat aynı zamanda Kürtleri korkutmamamız gerekiyor. Onlara saygı duymalıyız ve Avrasya projesine dahil etmeliyiz. Kürt devleti kurulursa ABD’nin eline bırakılmamalı. Onlar bunu bölgeyi karıştırmak için istiyorlar. Herhangi bir grubu ABD’nin eline teslim etmek daha fazla kana sebep olacaktır.

İsrail veya ABD’li güçler Kürtleri kullanacak

Ortadoğu'daki gelişmeleri değerlendiren Dugin, ABD'nin bölgeyi karıştırdığını ve Rusya, İran ve Türkiye'nin bölgede parçalanmaya engel olacağını belirtti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in başstratejisti Aleksander Dugin, Ortadoğu’daki son gelişmeleri ve Türkiye’nin bölge politikalarındaki önemini Star’a değerlendirdi. Ortadoğu halklarının kimlik bunalımı yaşadığını vurgulayan Dugin, Rusya, İran ve Türkiye’nin parçalanmaya engel olacak ittifakı kurduğuna dikkat çekti.

15 Temmuz kanlı darbe girişimi ve Ankara-Moskova diyaloguna ilişkin de çarpıcı açıklamalarda bulunan Dugin, “FETÖ amacına ulaşsaydı Türkiye işgal edilecekti” dedi.

Çok yakın bir zamanda Erbil’e gerçekleştirdiğiniz ziyaretle başlayalım… Türkiye’de ‘manidar’ bulanlar oldu. Bu ziyareti, Rusya’nın Kuzey Irak’ın bağımsızlık referandumuna destek olarak ele alabilir miyiz?

Ben Ortadoğu jeopolitiğiyle ilgilenen biriyim. Bölgede barışa katkıda bulunan tüm aktörlerle görüşürüm. Eğer durumdan azade durursak, İsrail veya ABD’li güçler Kürtleri kullanacaklar.

Sayfalar